Kategori: Tibet Hakkında |
0 Yorum |
794 Okunma |
Yazan: demo | 09 Şubat 2008 16:23:39
19.yüzyılın sonlarında, Hindistan'daki İngiliz gücü Himalayaların büyük kaya sınırına kadar hakimdi. Kuzeyde ve doğuda Çin vardı. Aynı zamanda Rus İmparatorluğu da, kuzeybatıdan Tibet sınırlarına yaklaşıyordu, her ikisi de bir diğerinin Tibet'te kendi başına hakimiyet kurmaya çalışmayacağından emindi.
İngiltere ve Tibet ilk kez 18.yüzyılda 3. Panchen Lama ve Warren Hastings (Hindistan Başkanı) dönemin ortalarında birbirleriyle bağlantı kurdu ve bu da aralarında ileride daha da hız kazanacak olan, ticarete yol açtı. 1774'te Panchen Lama'yı görmeye giden George Bogle , Panchen Lama'nın kız kardeşiyle evlendi. 1676'ya kadar İngiltere ve Tibet arasında onca uzun dönemden sonra, İngiltere'nin Tibet'i ziyaret isteği reddedildi. 1895'te ise Ruslar çoktan Pamirler'e ulaşmıştı ve bu da İngilizler için ciddi bir endişe kaynağıydı. Tibet, Rus İmparatorluğu ve İngiliz sömürgesindeki Hindistan arasındaki tampon bölgeydi. Çin aracılığıyla Tibet'le görüşme girişimlerinden sonra İngiliz Hükümeti, Lhasa Hükümetiyle doğrudan ilgilenmesi için Tibet'e bir görev verdi. Görev çift amaçlıydı; ticari haklar konusunda anlaşmaya varmak ve Rusların Tibet'te ne yapacağını izleyip görmek. İngiliz komutanlar tarafından yönetilen Sikh ve Gurka orduları kısa süre içinde yok olan Tibet ordusuna saldırdı. Görüşme için yola çıkmış olan Tibetli yetkililer Lhasa'ya doğru yaklaşmaya devam etti ve Lhasa'ya gelmeden hemen önce de kapana kısıldı.(Bunlar bir önceki nesilden sonra kutsal şehri ziyaret eden ilk Avrupalılar'dı.) Sonuç olarak, Hint-Tibet sınırındaki tartışmaları göz ardı edersek 1904 Kongresi Gyantse, Gartok ve Yatung'taki İngiliz çalışanlarıyla ticaret merkezlerinin açılışı konusunda anlaşmaya varılarak ve Tibet'teki politik güçten başka herhangi bir dış gücün kabul edilemeyeceğini belirten bir cümle içererek çözülmüştü. İngiltere oturumda Çin'den hiç bahsedilmediği için Tibet'e kendi anlaşmalarını yapma özgürlüğüne sahip bağımsız bir ülkeymiş gibi davranıyordu. 1907'de, İngiltere ve Rusya, Çin aracı olmadan Tibet’le görüşme yapmamak üzere anlaşma yaptılar. Tibetlilerin 1907'ye kadar bir partileri yoktu ve kendilerini hiçbir zaman bu konuda sorumlu da hissetmediler. İngiliz işgali Tibet'te karışıklık yarattı ve Çin Tibet'teki gücünün yok olabileceğini düşünerek telaşlandı ve İngiltere ile ticaret antlaşmaları konusunda görüşmelere başlamak için Tibet'e ordularını yolladı. Tibet'in doğu sınırı Çin kontrolü altına girdi ve herhangi bir tehdit karşısında Tibet tarihinde ilk kez bir Dalay Lama Çin'e karşı, dünyadan yardım isteyecekti. Pekin'deki İngiliz protestosu Çinlileri durduramadı ve 1910 yılının Şubat'ında General Chung Ying'in orduları Lhasa'ya ulaştı. İşte o zaman Dalay Lama kaçtı ve İngiliz sömürgesi altındaki Hindistan'da saklandı.
Tarihçiler, doğal olarak 1910 işgalini Tibet ve Çin ilişkilerinde bir dönüm noktası olarak tanımlarlar. Fakat 1910 işgaline kadar geçen zaman içerisinde Çin, Tibet'in içişlerine karıştığı zaman, Tibetliler tarafından buna açıkça karşı çıkılmamıştı. Ne var ki, 1910 yılı olayları bu politikayı tamamen bir terk edişe işaret etti. Pekin'de yargının yozlaşması ve Çin'in açlık ve politik huzursuzluk gibi iç sorunları Çin'de 1911 Devrimi'ne yol açtı. Bu, Tibet'te Çin müdahalesinin sonu demekti ve 1912'de bütün Çin orduları Çin'e geri yollandı.
SİMLA KONFERANSI
Simla'daki konferans, İngiltere tarafından, Dalay Lama'nın ricası üzerine Tibet ve Çin arasındaki farklılıkları sonsuza dek çözmek amacıyla toplandı. İngiltere'nin rolü, delegeler arasında anlaşma sağlamak olduğundan, imparatorlukları için güvenli bir kuzey sınırı oluşturmak amacıyla arabuluculuk yapmaktı.
Tartışmalardan sonra İngiltere her iki tarafın delegelerini de Çin hakimiyetindeki Özerk Tibet konusunda görüş birliği yapmalarını sağladı. "Özerklik" kavramı pratikte Çin'in ya da İngiltere'nin Tibet'in yönetimine karışmayacağı veya Tibet'e ordularını gönderemeyecekleri anlamına geliyordu. Sınır konusundaki problem hakkındaysa İngiltere "iç" ve "dış" Tibet fikrini ortaya koydu. Dış Tibet, Yangste Nehri'nin batısında kalan ve yüzyıllardır Tibetliler tarafından özgürce yönetilen geniş alanı içerecekti ve böylelikle Çin'den bağımsız kalmış olacaktı. Fakat iç Tibet yarı-bağımsız sınır bölgelerini içerebilecekti, Çinli yetkililer oraya atanabilecekti ancak o bölge bir Çin kasabası haline dönüştürülmeyecekti. Çin ya da Tibet bu konuda öne sürülen görüşlerden memnun değildi. 6 ay süren görüşmelerden sonra, her iki taraf da antlaşmayı imzalamayı kabul etti. Haberler Çin'e ulaştığında, Çin Hükümeti antlaşmayı tanımayı reddetti; fakat İngiltere ve Tibet'in antlaşmayı imzalamış olması Tibet'in artık kendi antlaşmalarını kendi yapabilen bağımsız bir güç olduğunun onayıydı.
ÇİN İŞGALİ
1949 yılındaki Çin'in Özgürlükçü Halk Ordusu adındaki ordularının işgali sırasında, Tibet kanunen ve hukuken özgür bir ülkeydi. Askeri darbe özerkliğe karşı bir öfke oluşturmuş oldu ve aynı zamanda bu, uluslararası hukukun ihlali anlamına geliyordu. Tibet'in Çin tarafından süregelen işgali uluslararası hukukun ve Tibetlilerin temel haklarından biri olan bağımsızlığın ihlalini simgelemektedir. Komünist Çin Hükümeti Tibet'i "sahiplenme" hakkı olduğunu iddia ediyor. Bu hakkı, temellerini 1949'daki askeri fetihten ya da Tibet üzerindeki "1959"'dan beri süregelen etkin kontrolden aldığını iddia etmiyorlar. Aynı zamanda iddialarını 1951'de Tibet'e dayandırılan sözde "Tibet'in Barışçıl Özgürlüğü için 17 Maddeli Antlaşma"'yada dayandırmıyorlar. Çin iddiasına göre, "Çin'in kökeni, İlk Krallar ve Gurka Savaşları" başlıkları altında incelediğimiz gibi, tarihteki ilk ilişkiler Çin'in Mançu ve Moğol yöneticileriyle Tibetli Lamalara dayanıyor. Fakat her nasılsa, 1911-1951 yılları arasında Tibet'te Çin'in iddiasını destekleyen, Çin otoritesi ya da gücünü gösteren herhangi bir kanıt yok. Uluslararası Yargıç Komisyonu Yasal Soruşturma Komitesi'nin, Tibet'in yasal statüsü hakkında yaptığı araştırmalarda şu cümleler ortaya çıkmıştır: "Tibet, uluslararası hukukta belirtilmiş olan bir ülke olmanın gereklerini 1913 yılından 1956 yılına kadar olan dönem içerisinde yerine getirmiştir. 1950'de insanlar, toprak ve bu toprak parçası içinde, herhangi bir dış baskıdan uzak çalışan, sadece kendi işleriyle ilgilenen bir hükümet vardı. 1913 ve 1950 yılları arasında ise Tibet'in dış işleri özellikle Tibet Hükümeti tarafından yürütülmüştür. Tibet'in pratikte kendisine bağımsız bir ülke olarak davranan, ülkelerle olan dış ilişkileri de resmi dokümanlarda gösterilmişti.
1912 ve 1951 YILLARI ARASINDA TİBET'İN STATÜSÜ
Tibet toprakları, 2.5 milyon kilometrekare kadar alan kaplayan jeolojik platosuyla uyum içindedir. Tarihte farklı zamanlarda bu topraklar üzerinde savaşlar oldu ve sınırların kesin çizgilerini belirlemek amacıyla antlaşmalar imzalandı. Çin işgali sırasında Tibet'in nüfusu yaklaşık 6 milyondu. Bu rakam uzun bir tarihi, zengin kültürü ve ruhani gelenekleri olan belli bir grup insanı, yani Tibetlileri, kapsıyordu. Çinlilerden ya da komşu uluslardan farklıydılar. Tibetlilerin kendilerini hiçbir zaman Çinli olarak düşünmedikleri gibi, Çinliler de Tibetlileri Çinli olarak saymamışlardır.
Tibet Hükümeti'nin merkezi, aynı zamanda başkent olan Lhasa'ydı. Ülkenin bir lideri (Dalay Lama), bakanlar kabinesi (Kashang), ulusal meclisi (Tsongdu) ve bu geniş toprakları idare etmek için kurulmuş olan bir bürokrasisi vardı. Yargı sistemi; Songsten Gampo (7. yy.), Lama Changchub Gyaltsen (14. yy.), 5. Dalay Lama (7. yy.), ve 13. Dalay Lama (20. yy.) tarafından geliştirilmiş ve hükümetin atadığı yargıçlar tarafından yürütülmüştür.
Tibet'in uluslararası ilişkileri komşularıyla sınırlıydı. Tibet; Nepal, Bhutan, Sıkkim, Moğolistan, Çin ve Britanyalı Hindistan'la ve belli bir dereceye kadar da Rusya ve Japonya'yla diplomatik, ekonomik ve kültürel ilişkilerini sürdürmüştür. Tibet bağımsız dış politikasını, açıkça, 2. Dünya Savaşı sırasında tarafsızlığını ilan ederek göstermiştir.
Japonya, Stratejik Burama Yolu'nu kapadığında Çin, İngiltere ve ABD'nin, Çin'e Tibet üzerinden askeri yardım ulaştırma konusundaki yoğun baskısına rağmen, Tibet tarafsızlığını ilan etti.
Bugün Çin, ''hiçbir ülkenin Tibet'i tanımadığını'' iddia ediyor. Fakat antlaşmalar, yapılan görüşmeler ve tabii ki Tibet'in diplomatik ilişkileri, başka devletler tarafından tanındığının mutlak kanıtıdır.
MİLLİYETÇİ ÇİN'LE İLİŞKİLER
Çin'in, 1911- 1949 yılları arasındaki dönem süresince konumu belirsizdi. Bir açıdan ulusal hükümet tek yanlı olarak, anayasasını ve diğer ülkelerle bağını, yani Tibet'in Çin'e (beş ırkından biri de Doğu Türkistan Türkleri'dir) bağlı bir eyalet olduğunu açıkladı. Diğer bir açıdan da hükümetle ve Çin Cumhuriyeti'ne katılmalarını isteyen, Dalay Lama'yla olan resmi ilişkilerinde, Tibet'in Çin Cumhuriyeti'nin bir parçası olmadığını kabul etti. Şüphesiz ki Nepal de bu görüşmelere davet edildi; fakat ne Nepal ne de Tibet bu davetleri kabul etti. 1919 yılında resmi olmayan bir Çin delegasyonu, görünüşte 13. Dalay Lama'ya dini tekliflerini sunmak ve Çin'le antlaşmayı görüşmesi için Dalay Lama'yı ikna etmek üzere Lhasa'ya gitti. Sonraki yıllarda başka birkaç Çin delegesi daha gönderildi. Tibet hiçbirini kabul etmedi.
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER MÜZAKERE SÜRECİ
Bu konu 1959, 1960, 1961 ve 1965 yıllarında Toplanan Birleşmiş Milletler Meclisi'nde daha da açıklığa kavuştu. Birçok hükümet ''1950 yılındaki Çin işgalinde de Tibet herhangi bir ülkenin egemenliği altında değildi'' diyen ve Tibet'i ''bağımsız bir ulus'' olarak kabul eden Filipin Büyükelçisi'yle benzer fikirler öne sürdü. Büyükelçi ,Çin işgalini de tarih boyunca meydana gelen ''emperyalizm ve sömürgeleşmenin en kötü biçimi'' olarak tanımladı.
Nikaragualı temsilci de Çin'in Tibet'i işgalini kınadı ve şöyle ekledi: ''Amerikalılar özgür doğdular ve şüphesiz ki özgürlüğü böylesine seven bir ulus öfkenin neden olduğu savaştan, özellikle de büyük bir ülkenin küçük ve güçsüz bir ülkeye açtığı savaştan, hiç ama hiç hoşlanmayacaktı. Aynı şekilde ABD Hükümeti de Çin'i kınadı ve Çin ''öfkesini'' ve Tibet ''işgalini'' geçersiz kıldı.
EGEMENLİĞE GİDEN YOLDA TİBET'İN TANINMASI
1992 yılında, kanıt bulmak ve egemenlik üzerinde tartışmak için Strasburg'ta bir haftalığına toplanmış olan Daimi Halk Meclisi, Tibetlilerin ulus olmak için ''hür iradeye sahip olma'' kriterine uyduğunu ortaya koydu. Ve meclis Tibet toprakları üzerindeki Çin yönetimini Tibet halkının ''yabancı güçlerin egemenliği altına girmesi'' olarak değerlendirdi.
Bundan birkaç hafta sonra da farklı bir konferansta Avrupa, Afrika, Asya ve Amerika'dan gelen tanınmış birçok uluslararası avukat, Tibet halkının egemenliği günlük hayatta uygulamaya geçirmesiyle ilgili konuları Londra'da görüşmek üzere buluştu. Çin Hükümeti'nden gelen ''beyaz kağıt''ı da içeren kanıtlar üzerinde düşünüldükten sonra, konferans katılımcıları, yazılı olmak üzere şu sonuçlara vardı:
1) Uluslararası hukuka göre Tibetliler kendi kararlarını kendileri verebilir. Bu hak ''Tibetlilere aittir'' ve ''Çin Halk Cumhuriyeti Tibet'i kendi amaçları için hiçbir şekilde alet edemez ya da herhangi bir ülke ya da bir ulus Tibet'in egemenlik haklarını ellerinden alamaz.
2)1949-1950'deki askeri harekattan beri, Tibet, Çin Halk Cumhuriyeti'nin denetimi ve yönetimi altındadır ve koloniye ait ezici yönetimin karakteristik özellikleriyle yönetilir.
3)Tibet'in uzun tarihi ve ayrı varlığı göz önüne alındığında,ülkenin içinde bulunduğu özel durum, Tibetlilerin bağımsızlığı da içeren egemenlik isteği, ülkelerin ulusal birlik ve bütünlük prensipleriyle uyum içindedir.
Çin Hükümeti ise her iki toplantıya da davet edilmiş olmasına rağmen hiçbirine katılmadı.
1951 yılının Nisan ayında, Tibet Hükümeti Pekin'e, Kalon Ngapa Ngowong liderliğinde beş üyeli bir delegasyon yolladı. Delegasyonun Tibet'in konumunu belirtme, Çin'in hangi konumda olduğunu dinleme hakkı vardı fakat herhangi bir karar varma yetkisi yoktu. Görüşmeler, 29 Nisan'da Çin delegasyon liderinin antlaşmayı öne sürmesiyle başladı. Bu durum Tibet delegasyonu için kabul edilemezdi. Bununla birlikte bu konuyu daha sonra Lhasa'daki hükümetle görüşme hakları bile yoktu, antlaşmayı imzalamaya zorunluydular. Sadece bir tek şansları vardı ya antlaşmayı imzalayacaklardı ya da Lhasa'ya yapılacak olan işgalin sorumluluğunu kabulleneceklerdi.
Antlaşmanın 17 maddesi diğer ayrıcalıkların yanı sıra Çin'in Tibet'i işgalini yasallaştırıyor ve Çin Hükümeti'ne Tibet'in dışişlerine karışma yetkisi veriyordu. Bütün bunların yanında Çin, Tibet'teki mevcut politik düzeni değiştirmeye çalışmayacağını ve Dalay Lama ile Panchen Lama'nın yetki alanlarına, güçlerine ve politik düzendeki konumlarına karışmayacağını temin etti. Tibetliler özerk bir millet olacaktı ve onların dini inançlarıyla geleneklerine saygı gösterilecekti. Kendi yaptıkları reformlar liderleri önderliğinde, danışıldıktan sonra zorlama olmaksızın uygulamaya geçirilecekti. Dalay Lama Çin Hükümeti ile antlaşma hakkında bir kez daha görüşmek istedi. Fakat 9 Eylül 1951'de kuzeyden, yani Doğu Türkistan'dan (Şincan), gelen 20.000 kişilik bir orduyla, yaklaşık 3000 Çin ordusu Lhasa'ya girdi ve böylelikle de Dalay Lama Çin-Tibet ''Antlaşması''nı kabul etme veya reddetme hakkını yitirmiş oldu.
1959 ULUSAL AYAKLANMASI ve DALAY LAMA'NIN KAÇIŞI
Çin ordularını Lhasa'ya girmesinden sonra, Çin Tibet'in egemenliğini sarsmak için elinden gelen her şeyi yaptı. Bunu yaparken üç yol izledi: Öncelikle böl ve yönet politikasıyla Tibetliler arasında politik ve bölgesel bölünmelere yol açtı. İkinci olarak, Tibetlilerin itirazlarına rağmen, halkın alışkanlıklarını değiştirmek amacıyla hazırlanmış olan sosyal ve ekonomik reformlar uyguladı. Üçüncü olarak da, Tibet Enstitüleri'nin yanı sıra Çin Hükümeti'nde mevcut olan çeşitli yönetim organlarına ek olarak, gene hükümetin otoritesi altında, yeni organlar kurdu.
-24 Kasım 1950 ve 19 Ekim 1953 yılları arasında Çin Kham kasabasının büyük bir kısmını ele geçirdi ve komşu Çin, aynı zamanda, Sichuan kasabasını sınırlarına dahil etti ve Kham, sözde Tibet Özerk Bölgesi ve Valiliği olmak üzere 2'ye ayrıldı. 13 Eylül 1957'de Güney Kham'ın diğer bir bölümünü Tibet Dechen Valiliği adı altında alarak Yunnan Bölgesi'ne eklemiş oldu.
-Kham'ın küçük bir bölgesiyle Amdo şehrine Qinghai adı verilerek bir Çin kasabası statüsüne indirgendi. Amdo’nun bir kısmı, Tibet Ngapa Özerk Bölge Valiliği olarak Sichuan kasabasına eklendi. Amdo'nun geri kalan kısmına ise Tibet Tianzhu Özerk Bölgesi ve Tibet Ganlho Özerk Bölge Valiliği isimleri verilerek ikiye ayrıldı ve Çin'in Gansu kasabasının sınırlarına dahil edildi.
-9 Eylül 1965'te Çin, U-Tsang adı verilen Tibet Özerk Bölgesi Hükümeti'ni Kham sınırları içinde yönetimine alarak resmen kurulmuş oldu.
-Çin, Sherpalar, Monpalar, Lhapalar, Thengpalar, Jangpalar gibi Tibetli bazı etnik grupları- ya da kendilerini Tibetli olarak düşünen grupları- Çin azınlığı olarak adlandırdı ve onların Tibetli kimliklerini sildi.
İlk büyük popüler direniş örgütü plan Mimang Tsongdu (halk meclisi) kendiliğinden toplandı ve Çin Askeri Kumandası'na PLA'dan çekilmelerini ve Tibet'in içişlerine karışmamalarını talep eden bir bildiri yayımladı. Çin yönetimine karşı olduklarını saklamayan ve 17 Maddeli antlaşmaya karşı çıkan, Lukhangwa ve Ven Lobsang Tashi adındaki iki başbakan istifaya zorlandı, Mimang Tsondu liderlerinden beşi tutuklandı ve böylelikle de organizasyon engellenmiş oldu.
1954 yılında Dalay Lama, Çin'in daveti üzerine , Pekin'i ziyaret etti. 17 Maddeli Antlaşmada geçen Tibet'in özerk olma durumu, Çin Halk Kongresi'nin anayasasına dayanarak resmen kaldırıldı. Tibet Özerk Bölgesi Hazırlık Komitesi'nin görevi de hükümet yerine merkez yönetim olarak değiştirildi ve Dalay Lama, bütün yetkileri elinden alınarak merkez yönetimin başkanı oldu.
Gerilla savaşı tam anlamıyla 1956 yılının yazında Çin vahşetinin sonucu olarak patlak verdi. Tibet'in doğu ve kuzeydoğusundan gelen çok sayıdaki mülteci Lhasa'ya akın etmeye başladı.
1959 yılının mart ayında, Çinlilerin Dalay Lama'yı kaçırma ve Pekin'e götürme planları olduğu söylenceleri büyük korku yarattı. Dalay Lama'nın güvenliği, 10 Mart'ta, Çin Ordu Komutanı Tibet liderini, dostane bir görüşme için kışlaya davet edip korumalarının artık ona eşlik etmeyeceğini bildirdiği zaman gerçek anlamda kesinlik kazandı. 10 Mart 1959'da, devasa bir gösteri yapıldı ve binlerce insan Dalay Lama'nın bu Çin gösterisine katılmasını engellemek için, yazlık sarayını, Norbulingka'yı kuşattı. Dalay Lama, halkını, 17 Mart gecesinde kurtarabilmak için Kham gerillalarından yardım istemek amacıyla Hindistan'a kaçmak zorunda kaldı.
1949 ve 1979 YILLARI ARASINDA TİBET'TEKİ CİNAYETLER
|