Ladies' Handbagstory burch 2011Christian Louboutin Discountchanel handbags for saleasics onitsuka tigerPrada Handbags 2010leather handbagshermes handbagsnew balance 574new balance outlet

Tibet'in Sosyo - Ekonomik Durumu ve Tibet'te Kolonileşme

Kategori Kategori: Tibet Hakkında | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 660 Okunma | Yazar Yazan: demo | 09 Şubat 2008 16:19:09

Tibet'in Sosyo - Ekonomik Durumu ve Tibet'te Kolonileşme

TİBET'İN SOSYO-EKONOMİK DURUMU ve TİBET'TE KOLONİLEŞME

''Tibet'in bu gelişme için kaybettiği kazandığından fazlaydı.'' Bu söz, Tibet'teki üç asırlık Çin yönetiminden sonra Panchen Lama'nın vardığı son kanıydı. Çin Hükümeti, Tibet'in ekonomisinde; bereketli mahsulleri, endüstriyel büyüme, alt yapının gelişmesi ve daha bunlar gibi nicelerinin büyük bir büyüme ve gelişme olduğunu işaret etti. Tibet, tarihindeki büyük açlıkları (1961-1964 ve 1968-1973) yaşarken bile bu iddialar öne sürülüyordu.

Açıkça görülen şu ki Tibet'teki sosyal ve ekonomik gelişmelerden kar sağlayan Tibetliler değil, Çinli işgalciler, onların hükümeti ve ordularıydı. Çin politikalarının başarısız olduğunu kabul edecek kadar dürüst ve cesur olan Çinli bir lider, o çok övülen Çin yardımından nasibini almamış olan Tibetlilerin hayatlarına güya gelişme getirmeyi planlamıştı. Lider, ''Anti-Emperyalist Komün'' de içinde olmak üzere birkaç Tibetli aileyi ziyaret etti. Tibetlilerin yoksulluğundan adeta iğrenen lider, TAR'ın belli başlı görevlerini ve Tibet için ayrılmış olan desteğin ''Yarlun Nehri''ne atılıp atılmadığını öğrenmek amacıyla bir toplantı düzenledi. Toplantının sonunda Çinli lider, Çin propaganda iddialarının tersine, Tibetlilerin yaşam standardının 1959'dan beri gittikçe kötüleştiğini ve Tibet'teki Çİnlilerin -ki bunu özellikle hükümet kadrosu oluşturur- gelişmenin önünde bir engel oluşturduğundan yakındı. Üç yıl içinde, yaşam standardının 1959 yılından önceki dönemin seviyesine çıkarılacağını ve Çinli kadronun % 85 oranında azaltılacağını söyledi. TAR Parti sekreteri, Yin Fatang, Hu'nun Tibet hakkındaki izlenimlerini ''sefalet ve geri kalmışlık'' içinde kısıtlı kalmış bir ulus olarak özetledi.

Tibet'in işgalinden hemen sonra, Çin hemen hemen Tibet'in her bölgesini etkileyen kollektivasyon programlarını uygulamaya başladı. Göçebelerin (çiftçilerde de olduğu gibi) sahip olduğu bütün hayvan sürüleri kamulaştırıldı ve bu göçebeler tugaylarla komünlere ayrıldı. Asıl hayvan sahiplerinin, yani göçebelerin, elde edilen üründe hiçbir hakkı yoktu. Çiftçilerin durumu da bundan farklı değildi. Her sene aldıkları 5 poundluk yağ (1 pound yarım kiloya eşittir.), on poundluk et, dört-beş khel (1 khel 20-30 pound arasına denk gelir) tsampayla (arpa unu) yaşamlarını sürdürmeye çalıştılar.

Resmi Çin istatistiklerine göre, 1980’lerin sonlarında TAR'ın yıllık ek geliri yaklaşık bir milyar yuan ya da 270 milyon dolar civarındaydı. Çin Hükümeti'nin kabul etmeyeceği şeyse Tibet'e verdiğinden çok kazandığıydı. Parasal açıdan bakmak gerekirse, Tibet'ten Çin'e gönderilen kereste miktarı, Çin'in Tibet'e verdiğini iddia ettiği finansal desteğin kat ve kat fazlasıydı. Tabii Çin'in Tibet'ten sağladığı kazanç sadece bununla sınırlı değildi. Bütün bunların yanında paha biçilmez sanat eserleri, uranyum, altın, gümüş, demir, bakır, boraks, lityum, kromat gibi çeşitli mineral kaynakları da Çin'e kaçırılmıştı.

Her ne koşulda olursa olsun, Çin'in ek finansal kaynak miktarı, Tibet'te çalışan personel sayısının performansıyla doğru orantılıydı. Çin aynı zamanda Tibet'te yaşayan vatandaşlarına da teşvik primi ödüyordu. Tibetlilerinse bu durumdan kazancı yok denecek kadar azdı.1970’lerin sonları ve 1980’lerin başlarında, şehirde yaşayan her bir kişi için 128 dolar, kırsal kesimde yaşayan her bir kişi içinse 4.50 dolar harcanıyordu.Tibet'te yaşayan Çin vatandaşları ve Çinli personel çoğunlukla Lhasa, Nyingtri, Gyantse, Nagchu, Ngri, Tsethang ve Chamdo gibi TAR'ın şehirleştirdiği önemli kesimlerde yaşarken Tibetliler daha çok kırsal kesimlerde yaşıyorlardı.

Tahsis edilen ürünler bile, Tibetlilerden çok Çinliler tarafından tüketiliyor. Tibetlilerin temel gıda maddesi arpadır (tsampa), şehirde yaşayanlar ve zenginlerse temel gıda maddelerine ancak pirinç ve buğdayı ekleyebiliyorlar. Fakat her nasıl oluyorsa tahsis edilen tek şey buğday ve arpanın parası. Bütün bunlar zaten Tibet'te yaşayan Çinlilerin de gıda maddelerini oluşturuyor. Ulaşıma gelince, Tibet'in hemen hemen bütün köylerine uzanan bir kara yolu ağı var; fakat buna rağmen toplu taşıma Tibet'in kısal kesimlerinin büyük çoğunluğunda yok denecek kadar az. Çin'in sahip olduğu ulaşım ağının büyük bir kısmınınsa Tibetlilere pek bir yararı yok. Bazı Tibet köylerinde otobüsler haftada sadece bir kez çalışıyor ve insanlar hala ulaşım aracı olarak at, katır, öküz, eşek ve koyun kullanıyorlar.

Sağlık hizmetlerinde de durum pek farklı değil. Hastanelerin %90'ı zaten şehirlerde, kırsal kesimlere yollanan sağlık görevlileri de ya donanımlı değiller ya da Çin'de iş bulma olasılığı oldukça az olan doktorlar ve hemşirelerden oluşuyor. Aynı zamanda Çinli doktorların ve sağlık personelinin kendilerini geliştirmek için Tibetli hastaları kobay olarak kullandıkları hakkında birçok belge var.

Bağımsız Tibet'te 6000'den fazla manastır, Tibet'in eğitim ihtiyaçlarını karşılamak için okul ve üniversite olarak kullanılıyordu. Tibet'te aynı zamanda, hükümete ait olan kadar kişilere de ait olan ve manastır eğitimi haricinde eğitim veren okullar da vardı. Çin Hükümeti'ne göre bu geleneksel eğitim merkezleri, ''kör inanç'' ve ''feodal baskı''ya zemin hazırlayan evlerdi. Çin, Tibetlileri kırsal kesim ve göçebelerin yaşadığı yerlerde manastırların yerine, bağımsız ödenekleri olan ve Çin Hükümeti'nin vaat ettiğinden bir kuruş daha fazla alamayacak olan ''halk okulları''nı kurmaya zorladı. Şu anda Tibet'te 2450 ilkokul var. Bunların 451'i sağlam temellere ve yeterli donanıma sahip değil. 2000'den fazlası halkın katkılarıyla ayakta duruyor. Ya hiç eğitim vermiyorlar ya da eğitim seviyeleri oldukça düşük. Okul çağındaki çocukların sadece %45'i okula gidebiliyor. Bunların içinden sadece %10.6'sı orta okulu bitirebiliyor. Bu okullarda yeterli sayıda öğretmen yok olanlar da yeteri kadar nitelikli değil. Kağıt üzerinde gösterilenlerle gerçek hayattakiler de birbirini tutmuyor; kırsal kesimlerdeki okulları buna örnek gösterebiliriz. Bu okullar yeterli öğretmen ve kaynağa sahip olmadığı için ya ambar olarak kullanılıyor ya da kapatılıyor. Okuma-yazma bilen büyükanneler ve büyükbabalarsa torunları okuma-yazma öğrenemediği için Çin vurdumduymazlığının hatıraları olarak yaşıyorlar.

Çinlilerin, Tibetlilerin inanışlarıyla dalga geçmesi ve din adamlarını aşağılaması oldukça sık görülür hale geldi. Dini metinler yakıldı ve tarla gübresiyle karıştırıldı, kutsal taşlar (ibadet edenlerin kullandığı oymalı taş ve levhalar) tuvalet ve kaldırım yapımında kullanıldı, rahip ve rahibeler toplum içinde ilişkiye girmeye zorlandı, yıkılmaya yüz tutmuş manastır ve tapınaklar domuz ahırına dönüştürüldü, açlıktan nefesi kokan rahip ve rahibelere yiyeceklerini ''Buda''dan istemeleri söylendi.


 

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA


EN ÇOK OKUNANLAR

SON YORUMLAR


 
İLETİŞİM:  meliheris@fotogezgin.com